Bundan elli yıl önce, dünyanın en önde gelen fütüristlerinden Alvin ve Heidi Toffler, hayatın giderek artan hızını ele aldıkları “Future Shock” (Gelecek Şoku) adlı kitabı yayımladı. Tofflerlar, giderek artan bu hızla birçok insanın başa çıkamayacağını ve bu yüzden toplumsal ve bireysel bir şok yaşayacaklarını savundu.

Kendisini “gelecek odaklı bir stratejik danışmanlık şirketi” olarak tanımlayan Toffler Associates’in CEO’su Maria Bothwell, “Alvin ve Heidi Future Shock’u yazdıklarında kendilerini fütürist olarak tanımlamıyorlardı. Ama eşi benzeri görülmemiş bir değişim hızıyla mücadele eden küresel bir toplum fikrinden heyecan duydukları aşikardı” diyor. Bothwell, söz konusu şoku nasıl atlatacağımızın, adaptasyon yeteneğimize bağlı olduğunu ve yaşananları hafif karşılamaya çalışmanın yeterli olmayacağını söylüyor.

Kriz sonrasında “yeni normal” bizi bekliyor
İşin karmaşık tarafı, iki toplumun asla aynı olmaması ve o toplumu oluşturan birey, aile, kavim, hükümet ve şirketlerin birbirlerinden çok farklı olması. Bothwell, “Tüm bu oluşumlar yeniliklere farklı hızlarda adapte olabilir ve senkronizasyon eksikliği uyuşmazlıklara yol açmaya devam eder. Bu da gelecekte ‘şok’ hissine kadar gider” diyor.

Bothwell, bugün yaşanan değişimlerin ne kadarının kalıcı olduğunu ve ne kadarının geçmişteki haline geri döneceğini bilmenin imkansıza yakın olduğunu söylüyor. Öte yandan Bothwell, yalnızca üç haftadır karantinada olmamıza rağmen değişikliklere uyum sağlamayı başardığımızı hatırlatıyor.

“Kriz sonrasında ‘yeni bir normal’ ile karşılaşacağız. Ancak bu bazılarının öngördüğü üzere devasa bir boyutta olmayacak. Ancak insanlar farklılıklara hazırlıklı olmalı.”

“Her gün yolda 2 saat geçirmeye gerek yok”
İngiliz astronom Sir Martin Rees, kendisini pandemiler konusunda “felaket tellalı” ilan eden bir bilim insanı. Rees, “Kötümserliğin temelinde, bu tür olayların yeniden gerçekleşebileceği, buna ‘kötü aktörlerin’ neden olacağı ve daha fazla kötücül ve bulaşıcı değişken saçacakları fikri yatar” diyor ve devam ediyor: “Bu, influenza veya çiçek hastalığı ile yapılabilir. Neyse ki yeni virüs daha karmaşık ancak muhtemelen onu da hacklememiz yalnızca an meselesidir.”

Rees, “After Shock” (Şoktan Sonra) kitabına katkıda bulunan 50 isimden biri. Sözkonusu kitap, Future Shock’un ilk kez yayınlanmasının ellinci yıldönümü vesilesiyle yayınlandı. Rees’in son fütürist çalışması, 2018’de yayınlanan “On the Future” (Gelecek Üzerine). Kitapta az da olsa pandemilerden ve bu bağlamda toplumsal kırılmalar ve birbiriyle bağlantılı dünyada ekonomik çöküşten “kaçacak hiçbir yer olmamasından” bahsediliyor.

Rees, “İyimser senaryo, bunun, iki ders alacağımız ve badirelerini atlatacağımız, ‘bir defaya mahsus’ bir olay olması” diyor. “Alacağımız derslerin ilki, dirençli olmayan, uzun tedarik zincirlerine bel bağlamamamız gerektiği. Bu tür olaylarla başa çıkabilmek için atıl kapasiteye, insanlara ve ekipmanlara yatırım yapmamız gerekiyor. Ancak bu çok olası değil. Alacağımız ikinci dersse, kent çalışanlarının her gün evle iş arasında mekik dokuyarak ‘bir-iki keyifsiz saat’ geçirmesinin gerekli olmadığını öğrenmemiz.”

EVDEN ÇALIŞMAK
Corona virüs krizinde hayata geçirdiğimiz veya daha sık uygulamaya başladığımız bir fiilse işe gitmeyip evden çalışmak, yani “home office” yapmak.

Araştırmalarını Berlin-Brandenburg Doğa ve İnsan Bilimleri Akademisi’nde sürdüren Isabella Hermann, bilim-kurgunun sosyokültürel ve teknolojik etkisi üzerine çalışmalar yürütüyor. Hermann, bazı kuruluşların çalışanlarını evden çalışmak zorunda olmaktan “korumaya” çalışabileceğini söylüyor. “Bunun altında yatan kafa yapısı çok ilginç. Yani işin hayatınızın bir parçası veya yapmaktan hoşlandığınız bir şey olmadığı, bunun aksine her gün sekiz saat yapmak zorunda olduğunuz bir şey olduğu fikri. Hayatın da ancak buradan sonra başladığı.”

Share This
%d blogcu bunu beğendi: